« Önceki |

4/3/2007

Afrika'da Yaşananlar

Merhum Erkan Çağıl, Tanzanya'nın başşehri Darü's-Selam'a, eğitime adanmışlar gibi hicret etmişti. Orada ticaretle meşgul oluyor ve eğitim gayretlerine destek oluyordu. Oralarda ağır bir trafik kazası geçirdi ve vefatından evvel de vasiyetini şöyle bildirdi: "Beni buraya defnedin... Türkiye'ye götürmeyin. (Çünkü hicret böyle tam olacaktı.)

Evim burada olsun; eşim burada kalsın, oğlum burada okusun. Arkadaşlarımla olan ticari ortaklığım devam etsin. Kardeşim Türkiye'den buraya hicret edip işlerimin başına geçsin." Öğrendiğime göre, Allah razı olsun kardeşi de merhum Erkan Bey'in arzusunu yerine getirmek için harekete geçmiş...

Bu vasiyet benim hatırıma, Danirmarka'da vefat edip oraya gömülmeyi vasiyet eden Sarı Saltuk'umuz Özcan Bey'i hatırıma getirdi... Hepsine Allah rahmet eylesin ve hepsinden de râzı olsun...

Erkan Bey'in vasiyeti yerine getirildi. Cenazesine Darü's-Selam'ın en üst seviyesinden insanlar ve Türk okulunun öğretmen ve öğrencileri katıldı. İstisnâsız hepsi de ardından gözyaşı döküyorlardı... Aynen Danimarka'da Türklerle beraber Danimarkalı idareci ve öğrencilerin de Özcan Bey'e ağlayıp üzüldükleri gibi... Çünkü Özcan Bey, ömrü boyunca eğitim hizmetlerinde koşturduğu gibi kanser olduğunu anladıktan sonra devamlı olarak ölünceye kadar hep hayır konuştu ve gücünün yettiği kadar insanları hayra sevk etmeye gayret etti...

Afrika'da bir üniversitede okuyan Râci, bir Türk kolejinde de belletmen. Kendisini çok sevdirmiş. Bu kolejlerde ırk-din ayrımı olmadığı için Hıristiyan ailelerin de çocukları var.

Râci bir gün rahatsızlanır ve kaldırıldığı hastanede ameliyata alınır. Okulun idareci ve öğretmenleri, duyunca hastaneye gitmek için hemen hareket ederler. Öğrenciler de minibüse koşarlar. Fakat minibüs hepsini almaz. Geride kalanlardan bir Hıristiyan öğrencinin gözlerinden yağmur gibi yaşların döküldüğü görülür. Çünkü onun da ağabeyidir ve onlardan kopmaz bir parçadır.

Bu bana Kırgızistan'da cereyan eden bir olayı hatırlattı...

Bir gencimiz Kırgızistan'a gider. Hem bir üniversitede okuyacak hem de Türk kolejinde belletmenlik yapacaktır. Okulunu ve kolejdeki vazifesini hiç aksatmadan üniversiteyi bitirir ve yine Türk kolejinde bu sefer öğretmen olarak kalır. Bir gün alışveriş için gittiği pazar yerinde iki kişinin saldırısına uğrar. Sıkıştırıp parasını almak istemektedirler. Bir anda bir Kırgız delikanlısı bu iki eşkıyanın üzerine atılır ve onları kaçmaya mecbur eder. Sonra dönüp gelir ve öğretmenin yüzüne bakar: "Beni tanıdın mı ağabey?!" der. Sonra devam eder. "Elbette zor tanırsın... Seneler geçti. Ben kolejinizde öğrenciydim. Hasta oldum. Yurdun revirinde yatıyordum. Sen bana, ancak annemin davranabileceği bir şefkatle davranıyor, benimle ilgileniyor, elindeki bir bardak süt ile başucumdan ayrılmıyordun. Bunu hiç unutamıyorum. Okuldan atıldım; ama sizleri hiç hatırımdan çıkarmadım. Biraz önce saldırıya uğradığınızı görünce hemen tanıdım ve, 'Bu insanlara böyle bir şey revâ görülemez!' diyerek onlara karşı durdum." der...

Bunların bütün cihanı saracağı günlerin çok yakın olduğu kanaatını besliyorum.

08 Ocak 2007, Pazartesi

4/3/2007

Koskocaman Ağaçtan Çiçekler

Uçağımız, yolcu dalgıçlarla dolu... Kenya'nın Mombasa şehri, Okyanus sahilinde turistik bir yer. Topraklarında, koskocaman ağaçtan rengarenk çiçekler yetiştiği gibi, denizlerinin diplerinde de mücevherlerden çiçekler gibi mercanlar mevcut...

Yolcuların çoğu o güzelliklere dalmak, o mercanlara dokunmak hatta koparabilmek için seyahat ediyorlar. Bir kısmı yeni şeyler görmek hevesinde... Zaten emekliye ayrılmış Avrupalıların birçoğu oralara yerleşip yemyeşil Afrika güzelliklerinin içinde ömürlerinin son demini geçirmek istiyorlar. Elbette sıcaklık var. Ama özel yaptırdıkları evlerinin önlerindeki havuzlarda bol bol serinleme imkânları var. Bazı yaşlılar da dönerken SOS Çocuk Köyleri'nin bazı zeki zenci çocuklarını evlatlık alarak yanlarında kendi ülkelerine getiriyorlar.

Açık alanlara kurulmuş kiliselerde müzik için toplanmış gençleri görüyorsunuz. Zaten bazı siyasilerin kendi seçim bölgelerine kilise yaptırmaları da âdetten...

Zaten ayrıca Müslümanlar hep Kur'an kurslarına yönelmişler. Pek eğitime önem veren yok. Üniversitelerde Müslüman öğrenci sayısı binde yedilerde... Yani yüzde bir bile değil. Ama bir üniversite açma fikri ortaya atılınca çok heyecanlanıyorlar. Mehmet Bey bu düşüncesini söyleyince birkaç yerden teklif aldığını söyledi. Hatta Hint Müslümanlarından zengin bir aile, Mombasa'ya on bir kilometre uzaklıktaki geniş arazilerini üniversite yapmak için teklif etmişler. Beraber yeri görmeye gittik. Gerçekten yemyeşil bahçelerin içinde bir yer!..

Afrika'da ayrı dinden olmak hiçbir zaman kavga sebebi değil ve hiç problem olarak da görülmüyor. Ama kabile anlayışı hâlâ bütün gücüyle devam ediyor ve savaş ve mücadelelerin esas sebebi de bu... Veya buna dayandırılarak yaptırılıyor.

Kenya'nın diyanet işleri başkanı durumundaki Prof. Dr. Busaydî ile görüşemedik. Çünkü, o başkent Nairobi'de bulunuyordu. Fakat onun bölge temsilcilerinden Muhammed Şeyh Şaban ve Şerif Hüseyin ile görüştük. Ülkelerinde, demokrasi olduğunu, iki davalı Müslüman, hâkime müracaat ederek, davalarının İslamî hükümlere göre kâzî (kadı) tarafından görülmesini isteyebileceğini, bu isteğin mahkemece kabul gördüğünü ve kâzînin verdiği hükmü hâkimin onayladığını söylediler. Kendilerine Fethullah Gülen Hocaefendi'nin "Asrın Getirdiği Tereddütler" isimli eseriyle "Sonsuz Nur" isimli kitabının İngilizcesini hediye ettik...

Şerif Hüseyin aynı zamanda Dârü'l-Eytam (Yetimler Yurdu)'ın da başkanı. "Geçen sene olduğu gibi bu sene de yetimlerimiz için sizlerden kurban bekliyoruz." dedi. Orada bulunan Türk okulunun idarecileri de kendisine söz verdiler.

Mehmet Bey, kendilerine Türkiye'den hayırsever bir doktorun, suya muhtaç bir köye su çıkarılması için 15 bin dolar vaat ettiğini söyleyip onlardan uygun bir yer bulmalarını istedi... Gerçekten oralarda susuzluktan kırılan, ölümlerden sonra göç eden köyler mevcut. Ben bir görüntüden, çamur gibi bir su birikintisinden bidonlara doldurup gidenleri hatta o sudan içenleri gördüm ve ürperdim!.. Onun için 15 bin dolar çok önemli bir destekti. İmkân ve vicdan sahiplerinin buralara el uzatmaları gerekmektedir...

14 Ocak 2007, Pazar

4/3/2007

Tekrar Gelmen İçin O Kadar Dua Ettim ki...

Gürhan, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden Fizik Bölümü mezunu... Afrika'da öğretmen olarak hizmet etmek, kara talihi ak bahta çevirmek için gayret etmek istiyor ve bu arzusunun tahakkuku için yola çıkıyor. Ama babası buna râzı olmuyor.

Yurtdışında çalışan babası, Gürhan'ın Türkiye'ye tatile gelişine denk getirerek kendisi de işyerinden izin alıp geliyor. Sert tabiatı icabı oğluna, "Artık bundan sonra bir daha yurtdışına gitmeyeceksin." diyor. O saygısından dolayı hiç sesini çıkarmıyor. Dönüşten birkaç gün önce hazırlıklara başlayınca, ifadeleri şiddetini artırıyor. Ama edep ve hürmetinden hiçbir şey kaybetmeden Gürhan çantalarını, bavullarını hazırlamaya devam ediyor. Tam yola çıkacağı gün ise babası ortadan kayboluyor. Dede, babaanne ve hala uğurlamaya geliyor; ama ondan bir haber yok. Gürhan çok üzülüyor. Son anda babası geliyor. Tekrar "Oğlum ne olur gitme. Ben sana bakarım. Borçların varsa ödeyeyim veya seni gitmeye mecbur eden bir durum varsa gidip halledeyim!.." diyor. Bir taraftan da o sert mizaçlı baba hüngür hüngür ağlıyordu. Herkes gibi ağlamaya başlayan Gürhan, durumun hiç de öyle olmadığını, kendi arzu ve isteğiyle gittiği Afrika'ya yine aynı aşk ve şevkle gideceğini, oradaki pırıl pırıl kalpli öğrencilerinden kendisini ayırmamasını söylüyor ve izin vermesi için babasına yalvarıyordu. Sonra babasının elini öpmek için uzandı. Fakat babası elini arkasına sakladı. Babaannesi gelip oğlunun elinden tutup torunu Gürhan'a uzattı. Öptükten sonra babasına sarıldı. Fakat o bir heykel gibi duruyordu. Hala gelip kardeşinin kollarını Gürhan'ın boynuna doladı... Böyle gergin ve zor bir havada oradan çok sevdiği öğrencilerinin yanına dönen Gürhan'ı öğrencileri sevinçle karşıladılar. İçlerinde bilhassa bir tanesi, gözlerini dikkatle açmış, öğretmenine dönüşünün nasıl olduğunu soruyordu. Çünkü Gürhan öğretmen, ara sıra onunla dertleşirdi ve babasının bu gidişinde geri göndermemesinden dolayı endişeli olduğunu belirtirdi... Gürhan hoca, başından geçenleri yine bir dert ortağı gibi ona anlattı. Öğrenci de, "Öğretmenim ben de senin bu durumunu bildiğim için o kadar çok dua etmiştim ki, bilemezsin... Ama görüyorum ki, Allah dualarımı kabul etmiş. Kabul etmiş ki, şimdi siz bizim aramızdasınız!.." dedi. Bunları ben bizzat Gürhan öğretmenin ağzından dinledim...

Aslen Yemenli olan lastik tüccarı Ömer Tayyib Bey'in ziyaretine gitmiştik. Kendisi eski belediye başkanının amcaoğlu. Yani zengin ve hatırlı ailelerden. Almanya ile de ticari irtibatı var. Mombasa'da üniversite ve hastane açmak mevzuunu duyunca çok heyecanlandı. Zaten küçük oğlu Ahmed, Türk Koleji'nde lise bölümünde okuyor... Büyük oğlu Halil ile de ilgilenmeleri için Türk Okulu idarecilerine "Bir baba ve bir öğrenci velisi olarak değil, bir din kardeşiniz olarak oğlumla ilgilenmenizi istirham ediyorum." demiş.

Ömer Tayyib Bey, Türkiye'ye de gelip, bilhassa İstanbul'daki eğitim hizmetlerini bizzat yakından görüp incelemiş. Bu gönüllüler hareketine fedakârane destek veren Türk işadamlarını ziyaret etmiş. Onların samimi davranış ve cömertlikleri ona çok tesir etmiş. Şimdi de yaşadığı ülkede eğitim hizmetlerinde üzerine düşenler hususunda gerekeni yapmaya çalışıyor.

21 Ocak 2007, Pazar

4/3/2007

Büyüyen Küçük Fidan Gibi...

Üç sene önce Mombasa'daki Türk Koleji'ne uğradığımda, okul bahçesinde kesilmiş ve kurumuş bir ağacın içinden bir fidanın çıkmış olduğunu görmüş hatta başında durup bir hatıra fotoğrafı çektirmiştim.

Bu sefer gidişimde aynı kurumuş kütüğün içinden çıkan fidanın koskocaman bir ağaç olduğunu gördüm ve doğrusu kısa zamanda bu kadar büyüyüp, altına koyu gölge verecek hâle gelmesine şaşırdım!.. Bir hatıra fotoğrafı daha çektirdim.

Ama şimdi, Antalyalı fedâkar işadamlarımızın gayreti ile okul, Türkiye'deki kolejler gibi mükemmel hâle getirilmiş. Cenab-ı Hak, eğitim gönüllülerinden ve fedâkâr esnafımızdan ebediyyen râzı olsun. Üç sene önceki ziyaretimde o küçük fidanı görünce, Sızıntı dergisinin Haziran 1979 tarihli beşinci sayısının 25. sayfasındaki bir resim ve yazıyı hatırlamıştım. Resimde kesilmiş ve bir kökü su birikintisi içinde olan bir ağacın yanı başından bir fidan yükseliyordu. Altında da "Düşündüklerinizi gelecek sayıya yetişecek şekilde bizlere intikal ettirmenizi bekliyoruz." diye bir yazı yazılmıştı. Bir ay sonraki altıncı sayının 28. sayfasında da Üveys Kara isimli bir okuyucunun yorum yazısı vardı. Özetle şöyle diyordu: "Yeryüzüne kök bağlamış, dal budak salmış muhteşem bir medeniyet vardı. (...) Fakat üç asırdır bu muhteşem medeniyetin dallarını budadılar. Bunu da az görüp bütün ağacı gövdesiyle beraber kestiler. Onlar için bu da yetmedi. Bu kesilecek ağaca verilecek âb-ı hayatla tekrar eski hâlini alabilir diye onun su kaynağını kuruttular. (...) Ağaç kurumaya yüz tuttu. Ama yine kökü mâzide saklıydı. (...) Gün oldu, devran doldu. Düştüğümüz bu halleri gören garip, bir nesil yetiştirmek için, kıştan sonra baharın bütün güzelliği ile arz-ı endam etmesi, boy göstermesi için ağladılar. O kadar çile çektiler, o kadar gözyaşı döktüler ki, baharın gelişini müjdeleyecek bir neslin hamurunun yoğrulmasına yetip artacak derecede âb-ı hayatı, gözlerinden reşha reşha akan yaşlarla biriktirdiler. Tek tek düşen damlaların sabırla mermeri delip geçtiği gibi, onlar da yılmadılar, sabrettiler; aşılmaz engelleri aşacak, aşk ve şevkle, gerekirse dağları devirecek bir nesil yetiştirdiler. O nesil şimdi tohumunu çatlatmış bir fidan gibi arz-ı endam ediyor. Bu nesil, hayat suyunu, gönül ehlinin biriktirdiği bir kaynaktan alıyor. O, uzun sahralardan sonra görünen tek ümit çiçeği... Çevresine göre yapayalnız ama o, Hafîz (koruyucu) ismiyle müsemmâ bir koruyup kollayıcının muhafaza kanadı altında. Ayrıca o nesle, rahmeten lil âlemin olan Efendimiz (sas) de şefkat kanatlarını açmış, bu yeni boy gösteren gül-endam fidana daima atf-ı nazar etmekte. Daha doğrusu bu resim; filiz hâlinde olan yeni nesle bakıyor ve 'Tûbâ lil-ğurebâ; yani gariplere müjdeler olsun' diyor, bizlere de müjdeler veriyor." Evet şimdi bu müjdelerin ne kadar gerçek olduğunu görüyoruz ki, ülkemizde yetişen fidanlar büyüdü ve şimdi 17 sene sonra onlar da Afrika'nın pek çok ülkesinde işte kendileri gibi güzel fidanları yetiştirmeye başladılar. Bu bağbanlara da bu bahçelere de, içlerinde yetişen fidanlara da, gelip gelip onlara "Gül ve güller" hatırına su verenlere de binler selam olsun. Teşekkürler, muhabbetler.

22 Ocak 2007, Pazartesi

4/3/2007

Çağıldayan Destanlardan

Aslen Erzurumlu olan Erkan Çağıl, 2001 yılında Tanzanya'ya gelmiş ve âdeta âşık olmuştu. Toprağı Tanzanya'dan alınmış olsa gerek, merhum döndü dolaştı yine bu topraklara geldi.

Tanzanya'daki Feza Koleji Müdürü İbrahim Bıçakçı'ya, Tanzanya'ya tekrar gelmek istediğini söylediğinde, o da Tanzanya ile ilgili bildiklerini kendisine anlattı. O, söylenen her cümleden sonra Tanzanya'ya daha bir bağlanıyordu...

Erkan Bey, bu duygularla Türkiye'ye döndü. 2005 senesinde Tanzanya'ya iki defa daha ziyarette bulunduktan sonra, hasretine bir nokta koydu ve Tanzanya'dan dönmemek üzere hicrete karar verdi.

Türkiye'deki iş ortağı ve arkadaşı Murat Yıldız'a "Var mısın Tanzanya'ya hicrete?!.." dedi. O da hiç tereddüt etmeden "Varım" diyerek teklifini kabul etti... Onlar birbirleriyle kardeş gibiydiler, birbirlerini kıramazlardı... Zaten Erkan Bey, bu meseleye o kadar inanmıştı ki, her şeyden vazgeçip, İstanbul'daki kurulu düzenini, Tanzanya'daki siyah incileri için fedâ etmişti. Böyle güzel bir teklife arkadaşı Murat Bey nasıl "Hayır!" diyebilir, Erkan'ı nasıl kırabilirdi?.. Tam bu sırada Erkan Bey'in annesi vefat etti. Onun cenazesiyle ilgilenmek için bir hafta Türkiye'de kalmak zorundaydı. O bir hafta onun için o kadar zor geçti ki... Tanzanya'ya gidemeden vefat edeceğinden korkuyordu. Bir yanda annesine karşı yapacağı son görevi, bir yanda da onu bekleyen siyah incileri vardı... Bu vefat onu hicretten vazgeçiremezdi.

Arkadaşlarıyla hemen Tanzanya'ya gelip işlerini kurmaya başladılar. Ortakları Kemal Bey, Arusha şehrinde maden ocağı açtı...

Erkan Bey, Tanzanya'da ben bu insanlar için neler yapabilirim, diye düşünüyordu. Başşehir Dârü's-Selam'ın sokaklarında gezerken bu şehirde câmilerin çok az olduğunu fark etti. Ülkenin yüzde altmışı Müslüman'dı; ama koca şehirde bir tek büyük câmi yoktu. Onun için Erkan Bey, Dârü's-Selâm'da aynı anda yirmi bin insanın, Rabbülâlemin'in huzurunda başlarını secdeye koyacakları büyük bir câminin yapılmasını, plânına koydu. Sonra Tanzanya'daki Türk okullarına baktı, lise, ortaokul, ilkokul, hatta anaokulu bile vardı; fakat bir üniversitemiz yoktu... Demek ikinci ihtiyaç bu idi. Onun için hayalinde, büyük bir câmi ile bir üniversiteyi planlamıştı...Bu planlarını ortakları Murat ve Kemal beylere de açmıştı. Onlar da kabul etmişti...

Ailesiyle beraber yerleştikleri bu güzel Afrika ülkesinde açtıkları maden ocakları ve araba servisleri güzel işliyordu. İşleri iyi gidiyordu... Yaşayışlarıyla yerli halka numûne oluyorlardı. Nezaketlerinin inceliklerine şahit olan gayrimüslim Tanzanyalı üç tane siyah inci "Sizin dininiz şefkat dini olmalı. Biz tarih boyunca, beyaz ellerden tokat yedik. Ama siz o beyaz ellerinizle bize selam veriyor ve başımızı okşuyorsunuz. Dininizi bize de öğretin; biz de sizin gibi yaşamak istiyoruz!.." deyip onlar gibi olmayı tercih etmişlerdi.

İşte böyle güzellikler içinde dokuz ay geçmişti. Zaman ve mekân olarak gülistana dönen bu dokuz ayın sonunda yeni bir okul arazisi bakmak için gittikleri yolun dönüşünde Erkan Bey, içinde bulunduğu arabanın trafik kazası yapması neticesi ağır yaralanmış ve hastaneye yoğun bakıma kaldırılmıştı. Hastanede kaldığı sekiz gün boyunca, kendisini ziyarete gelenlere Tanzanya için yola devam etmelerini vasiyet etmişti. Kimler ziyarete gelmemişti ki? Devletin üst kademelerinden idareciler, bürokratlar, gönül dostları, öğretmenler, uğurlarında ölümü göze aldığı, onun güzel Tanzanya'sının siyah incileri... Ve bir pazartesi sabahı saat 09.45'te ruhunu Rahman'a teslim etti. Allah rahmet eylesin...

28 Ocak 2007, Pazar


Kategorilerim

    Zaman - Son Dakika Haberleri
    Diyanet Meali
    Elmalılı Y. M.
    Yaşar Nuri M.
    Blogcu ile yapıldı




    Free Web Page Counters
      

    Click here to get your own custom Glitter Text
    Myspace Codes


    MP3 Player Turtorial